8 Haziran 2009 Pazartesi

TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ
İLİŞKİLERİ
(6)

Buraya kadar, AB’nin kişiliğini, neler yapmaya çalıştığını ve Türkiye üzerindeki esas amacının neler olduğunu, dilimin döndüğünce anlatmaya ve açıklamaya çalıştım.
Artık, AB’yi karakteri itibariyle tanıyor, bundan böyle, AB ile ilişkilerimiz konusunda neler yapmamız ve AB’ye karşı da nasıl davranmamız gerektiğini biliyor olmalıyız.
Ancak, ne acıdır ki; Türkiye’nin bugün içine düşürüldüğü durum çok farklıdır.

Ellerine geçirdikleri her fırsatta;

-Atatürk ve O’na ait değerleri yerden yere vurma,
-Atatürkçü Düşünce’yi ve Laik Cumhuriyet’in ve Temel
Değerleri ile bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’nı yok
etme,

gayretinde oldukları görüntüsü veren Dinci, yobaz, çağdışı Zihniyet’in, Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki görüşünün tamamen Teslimiyetçilik anlayışına dayanmakta olduğu açıkça sırıtmaktadır.

Dayatılan şartlarla AB’ye üye olmak demek;

-Atatürk Türkiyesi’ni emperyalist güçlerin kucağına
yeniden atmak,
-ABD ve AB’nin dayatmalarına boyun eğip,
hegemonyasına teslim olmak,
-Sömürge olmayı peşinen kabullenmek,
-Kısacası, Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmek,

demektir.

Bu, asla kabul edilemez!
Eğer böyle olacaksa; onca can ve kan pahasına Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı neden yaptığımızı ve Lozan Anlaşmasını niçin imzaladığımızı ve en önemlisi de Cumhuriyeti hangi amaç için kurduğumuzu gelecek nesillere nasıl anlatırız…?
AB yanlısı güçlerin, önlerinde engel olarak gördüklerinin başında Türk Silahlı Kuvvetleri gelmektedir.
Önceki bölümlerde de açıklamaya çalıştığım üzere; anayasamız Atatürk İlke ve Devrimleri, Devletin Birlik ve Bütünlüğü ile Laik Cumhuriyetin Temel Değerleri’nin korunması ve yüceltilmesi konusundaki sorumluluk görevinin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait olduğunu teminat altına almıştır.
İşin nirengi noktası da burasıdır.
Neyi nasıl yapıp da bu engeli ortadan kaldırsınlar bilemiyorlar. Bunu becerebilmek için AB kapılarında yalvarıp yakarmalardan tutun da, AB’de önemli etkiye sahip ülkeler önünde dil döktürmelere kadar yapılmayan şaklabanlık kalmadı.
Türk Ulusu’nun onuru ayaklar altına alındı.
Cumhuriyet kurulduğundan bu yana, hiçbir hükümetin Dışişleri Bakanı, bir Avrupa ülkesinin havaalanında ve bir minibüsün içinde, Vizesi Yok! gerekçesiyle, saatlerce bekletilmedi. Buna bile, Eyvallah…! denildi.
Öteden beri gösterilen gayretlerin altında yatan gerçeğin, AB’nin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sesinin ve soluğunun bir an evvel kesilmesini sağlaması olduğu görüntüsüdür. Sokaktaki vatandaş bile bunu böyle bilmekte ve söylemektedir. Yoksa düne kadar ağız dolusu küfürler savurdukları, kendi tabirleriyle, Hıristiyan Kulübü olarak tanımladıkları AB’ye girebilmek için neden böylesine çabalasınlar ki?
Türk Ulusu, Milli Mücadele yıllarında, bu anlayışın çok daha kötüsüne, hatta ihanete varan şekline tanık olmuştur. İçinde, zerre kadar vatanseverlik duygusu bulunmayan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bile Hain! olarak nitelendirdiği padişah Vahidettin başta olmak üzere Damat Ferit ve Kabinesi’ndeki bir kısım işbirlikçilerin, canları ve mallarının korunması karşılığında, İşgalcilerle girdikleri çıkar ilişkileri tarih sayfalarındaki yerini almıştır. Bu Hainler, İşgalci emperyalist güçlere, Anadolu’nun, istedikleri yerlerini işgal etmelerine ses çıkartmayacakları garantisini vermişlerdir. Yeter ki canları ve malları korunsun.
Bugün için görünenin de pek farklı olmadığı şeklinde Halkımızda bir inanç oluşmuştur.
Türk Ulusu’nun en temiz, saf ve dokundurtmaya kıyamadığı dini inançlarını kullanarak, ABD’nin, Ilımlı İslam saçmalığıyla dayatmaya çalıştığı sözde yeni bir dini anlayışın yerleştirilmek istendiği de açıktır. Oyunun kurgulanmasının, ABD’de beslenen bir kısım odakların, ABD’nin belli kuruluşlarından sağladıkları destekle yapıldığı herkesçe bilinmektedir. Acı olan da; bu tezgahın Türkiye’de destek buluyor olmasıdır…

SONUÇ OLARAK

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun; İstiklal’den
mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak
olma mevkiinden yüksek bir muameleye layık sayılmaz.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


Değerli Dostlar,
Dünya üzerinde Cumhuriyet Rejimi’yle yönetilen bir sürü ülke var. Yeryüzünün değişik bölgelerinde bulunan bu ülkelerin Cumhuriyet Rejimleri arasında elbette farklılıklar da var.
Örneğin:İran, bir İslam Cumhuriyeti’dir. Çin, Sosyalist bir Halk Cumhuriyeti’dir. ABD ise; Federal bir Cumhuriyet’tir.

Ancak, Mustafa Kemal’in, Milli Mücadele kapsamında gerçekleştirdiği Ulusal Kurtuluş Savaşı neticesinde kurduğu Türkiye Cumhuriyeti; Halkın Egemenliği Esası’na Dayalı, Laik, Demokratik, Çağdaş ve Hukukun Üstünlüğü İlkesi esasları üzerine oturtulmuş bir Cumhuriyet’tir.
Görülebileceği gibi; Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısı ve ruhu, Dünya üzerindeki diğer cumhuriyet rejimlerinden farklıdır.
Biz Atatürk Gençliği’nin en büyük hedeflerinden birisi de; Türkiye Cumhuriyeti’ni Muasır Medeniyetler Seviyesine Ulaştırmaktır. Bunun için de AB’ye veya bilmem nereye girmek da şart değildir.
Çünkü, Atatürk İlke ve devrimleri ile Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne, canı pahasına bağlı ve bölgesinde de önemli bir konuma sahip olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, ne başkası ve/veya başkalarının himayesine, ne de başkası ve/veya başkalarını koltuk değneği yapmaya ihtiyacı yoktur.
Ama, aynı bölgede bulunmamız ve ortak sınırlara sahip olmamız münasebetiyle Avrupa Ülkeleriyle bir ortaklık ve/veya birlik içinde olunacaksa; bu değerlendirilebilir. Komşularımızla iyi ilişkiler içinde bulunmak barış ve huzuru tesis ederek mutlu yaşamaya çalışmak ana amaçlarımız arasındadır.
Ancak, unutulmamalı ki; Ulusumuz, onuruna büyük önem vermektedir. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiği Laik Cumhuriyet Rejimi’ni korumak ve yüceltmek en başta gelen ulusal görevimizdir. Ne yapacaksak; bu temel çizgimizden sapmadan yapacağız.

Çok gerekli olmamakla beraber, bir gün AB üyeliği söz konusu olacaksa;

-Kişiliğimize ve kimliğimize sahip çıkacağımızdan,
-Temel haklarımızı sonuna kadar savunacağımızdan,
-Tam bağımsızlığımıza bağlı kalacağımızdan,
-Onurlu Ulusal Dış Politikamızı terk etmeyeceğimizden,
-Özgürlüğümüzden asla en ufak bir taviz vermeyece-
ğimizden,
-Barışçıl, birleştirici ve uzlaştırıcı çizgimizden kopmayacağı-
mızdan,
-Hiçbir şekilde ve ad altında dayatma, himaye, manda
kabul etmeyeceğimizden ve sömürge olmayacağımızdan,
-En önemlisi olan Atatürk İlke ve Devrimleri ile Laik
Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne olan bağlılığımızdan
kesinlikle ayrılmayacağımızdan,
hiçbir şekilde endişe duyulmamalı.
…………………..
Dürüst ve gerçekçi olmalıyız.
Farklı kültürlere sahip yaklaşık 250 milyon civarındaki Avrupa insanının, ortak sınırlarla, beraberce ve sorunsuz bir şekilde yaşamaları elbette kolay değildir. Böyle bir birlik oluşturulacaksa; bunu sağlamanın, madalyonun arkasını önüne çevirmek kadar kolaylıkla sonuçlanabileceğine inanmak safdillik olur.
Unutulmamalıdır ki; Milletler kolayca ve emek harcamadan elde ettiklerinin bedelini, gelecek nesilleri vasıtasıyla ve çok ağır olarak öderler. Son birkaç yüzyıllık tarihe bakıldığında, bunun sayısız örneklerini görebilmek olasıdır.
O halde; Akıllı olmak gerekmektedir!
Bu itibarla, Türkiye–AB ilişkileri, Türkiye’nin de üye olması şeklinde şekillendirilmek isteniyorsa; üyelik için ilk başvuru tarihi esas alınarak;
-Gümrük Birliği Anlaşması(TBMM’nin onayı alınmadığı için
hukuken geçerli değildir…
),
-Bugüne değin yapılmış bütün anlaşmalar ve altına girilmiş
taahhütler,
-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin durumu ve Kıbrıs
konusuyla ilgili hususlar,
-Her ne şart altında ve amaçla atılmış olursa olsun bütün
imzalar,
-Kısacası AB ile Türkiye arasındaki her husus,

birbirimize karşı saygılı olmak ve yukarıda da değindiğim maddeler göz önünde bulundurulmak kaydıyla yeniden ele alınıp görüşülmelidir.
Ülkemizin, bazı Avrupa ülkeleri ile olan ve yıllardan beri süregelen anlaşmazlıkların, Türkiye Cumhuriyeti’nin hassasiyetleri ve kırmızı çizgileri göz önünde bulundurularak çözüme kavuşturulması önemlidir.
Türkiye’nin, hiç kimsenin bir karış toprağında ve malında gözü yoktur. Ama, Bize ait değerler söz konusu olduğunda da; onları koruma konusunda canımızı bile verebileceğimiz gözden uzak tutulmamalıdır. Bunların dışında bir Birlik veya Topluluk üyeliğini kabul etmenin; Atatürkçü Düşünce ve Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne ihanet etmekle eş anlamlı olacağı açıktır.
Bundan hiç kimsenin en küçük bir endişesi dahi olmasın!

CENGİZ ÖNAL
Cumhuriyet Neferi

Hiç yorum yok: