20 Mayıs 2009 Çarşamba

ATATÜRK
YENİDEN SAMSUN’DA!
(6)

19 Mayıs 2009 tarihli yazımın devamı

-ATATÜRK’ÜN KONUŞMASI-
(2)

(…) Peki, bütün bu olaylar ve gelişmeler yaşanır, millet kan içinde yüzer ve kan ağlarken, İstanbul yönetimi ne yaptı dersiniz?
Yer yer direnişe geçen halka, hiç olmazsa el altından cesaret ve destek mi verdi?
Hayır!
Bu kanlı oyunu sahneye koyan galiplere karşı ciddi bir tepkide mi bulundu?
Hayır!
Bu kıyımları duyurup da dünya kamuoyunu mu aydınlattı?
Hayır!
Padişah protesto olarak tahtından mı çekildi?
Hayır!

İstanbul yönetimi, kısa süren bir kararsızlıktan sonra, bu direnişe karşı çıkmayı kararlaştıracak ve Milli Mücadele’ye son vermek için harekete geçecektir.
Kısacası, hem milletin namusunu, canını, onurunu korumayacak, hem de bu amaçla direnip çırpınanları engelleyip dağıtmaya çabalayacaktır. Kuva-yı Milliye’yi asi, Milli Mücadele’yi isyan olarak niteler. İstanbul yönetimi, İngilizden daha İngilizci, Yunandan daha Yunancı bir yönetimdir. Başta da Padişah-Halife Vahidettin!

Sevgili Gençler!

Belki de inanmakta güçlük çekiyorsunuz. Haklısınız. Kim işgalcilere yaranmak, kokuşmuş bir düzeni ve yerini korumak için milletine ve devletinin geleceğine bu kadar kayıtsız kalır, nasıl bu kadar hain olabilir? Bu anlayışın daha da acı örneklerini az sonra göreceğiz.

Şimdi İstanbul yönetiminin Yunan yayılmasının sürdüğü bu dönemin ilk dört ayı ile ilgili bazı açıklama ve kararlarını özetlemek istiyorum.
Hükümet, 24 Mayıs 1919 günü İstanbul’da işgali protesto için yapılacak mitingleri yasaklar.
Dahiliye Nezareti yani İçişleri Bakanlığı 18 Haziran 1919 günlü genelgesiyle, ‘Müdafaa-yı Hukuk gibi milli örgütlerin telgraflarının çekilmesini yasaklar ve Kuva-yı Milliye’nin dağıtılmasını’ emreder.
Hükümet, 21 Haziran 1919 günü bir genelgeyle mülki ve askeri makamlardan, ‘milli örgütlerin kurulmasına asla imkan verilmemesini ve girişimde bulunanlar hakkında şiddetli kovuşturma yapılmasını’ ister.
Dahiliye Nazırının 26 Haziran 1919 günlü genelgesi: ‘Yunan işgali, ne kadar gaddarane ve ne kadar haksız olursa olsun, mukavemet edilmemesi. Biz bugün Yunan veya İtalyan, herhangi bir devletle olsun, savaşa giremeyiz. Ordudan verilecek emirleri dinlemeyiniz!
Sadrazam Damat Ferit, Erzurum Kongresi’ni yasa dışı ilan eder ve 20 Temmuz 1919 günlü emriyle, ‘Padişahın arzu ve iradesine aykırı olan bu hareketin engellenmesini’ emreder.
Dahiliye Nazırı 8 Ağustos 1919 günü şu açıklamayı yapar: ‘İzmir’de çete teşkil edenleri dağıtmak için icap ederse askeri kuvvete başvuracağız.
Damat Ferit hükümeti 8 Ağustos 1919 günü, ‘Teşkilat-ı Milliye adı altında toplanan kuvvetlerin gecikilmeksizin dağıtılması’ için emir verir.
Dahiliye Nazırlığı 13 Ağustos’ta, ‘Balıkesir Kongresi’nin dağıtılmasını, Alaşehir Kongresi’nin engellenmesini’ ister.
Dahiliye ve Harbiye Nazırları, 3 Eylül 1919 günü Sivas Kongresi’nin dağıtılması için Elazığ ve Ankara Valileri’ni görevlendirirler.
Damat Ferit, 13 Eylül 1919’da, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral De Robeck’ten, ‘Milli hareketi ezmek için ya bir Türk kuvvetinin gönderilmesine izin verilmesini ya da Müttefiklerin stratejik noktaları işgal etmelerini’ ister.
Direnişi söndürmek için soruşturma ve nasihat kurulları kurulup Anadolu’ya gönderilir.

Bu olaylar karşısında Vahidettin’in tutumu nedir?

O da 20 Eylül 1919’da yayımladığı bir beyanname ile hükümetin bu karar ve icraatını savunacak ve bütün milli girişim ve etkinlikleri kınayacak, Damat Ferit hükümetine güvenilmesini isteyecektir.
Bu engellemeleri, hükümetin, Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin ve İngilizlerin kışkırttığı ve desteklediği olaylar ve sayısı ileride daha da artacak olan ayaklanmalar izleyecektir:
Eylül ve Ekim’de birinci Bozkır Ayaklanması, Ekim ve Kasım’da birinci Aznavur Ahmet Ayaklanması ile ikinci Bozkır Ayaklanması patlak verir.
Damat Ferit, tek kurşuna bile muhtaç olduğumuz bu dönemde, İngilizlere yaranmak için 90 bin sandık cephaneyi denize döktürür.
İstanbul yönetiminin yaptığı kötülük ve hainlikler bu kadar değildir. Devamını yeri geldikçe aktaracağım.
Millet, teslimiyetçi ve işbirlikçi İstanbul yönetimini dinleyip de milli örgütleri kapatsa, silah bıraksaydı Türkiye’nin geleceği nasıl olurdu acaba?
Düşünmek bile insana acı veriyor.
Milli Mücadele dört yıl kadar sürdü.Yüz binden fazla asker ve sivil kayıp verdik. Askere alınanlara üniforma, süngü, çarık, matara, kimi zaman yiyecek bile sağlayamıyorduk. Askerin büyük bölümü geldiği kıyafetle savaştı. Yoksulluk içinde, sırasında çıplak yumrukla, acı çeke çeke ama inançla, umutla dövüşüldü ve sonunda uçurumun kıyısından dönüldü.
Canını, kanını, emeğini ve göz nurunu sebil ederek kurtuluşumuzu sağlayan herkesi saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.

Sevgili Yurttaşlarım!

Bu kadar haklı, meşru ve kaçınılmaz olan Milli Mücadele’ye karşı olanların, baltalamaya çalışanların başında, tahtını koruyabilmek için işgalci İngilizlerle işbirliği yapan son padişah Vahidettin vardır. Vahidettin’in hain olduğunu anlamak için biraz tarih bilgisi ile ortalama bir zeka ve sağduyu yeter. Vahidettin konusuna ileride daha ayrıntılı olarak değineceğim.
Vahidettin’in siyasetini paylaşanların başında beş kere sadrazamlığını yapan Damat Ferit yer almaktadır. Sonra bazı saraylılar, bakanlar, bazı milletvekili ve ayan üyeleri, bazı Osmanlı paşaları ve subaylar, bazı yöneticiler, bazı memurlar, işbirlikçi Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Kuva-yı Milliye aleyhine fetva veren Şeyhülislam Dürrizade Abdullah ile bazı din adamları, medrese hocaları, şeyhler, yobazlar, Hürriyet ve İtilaf adlı dinci ve işbirlikçi partinin birçok yöneticileri ve yerel temsilcileri, bunların ve işgalcilerin emrinde Milli Mücadele’ye silahla karşı duran hainler; ayrıca emperyalizmle başa çıkılamayacağını sanan, Batı karşısında ellerini kavuşturarak ve oğuşturarak durmaya alışmış, milli bilinci ve bağımsızlık düşüncesi gelişmemiş, aşağılık duygusu içindeki ufuksuz yazarlar, aydınlar, yarı aydınlar, çeyrek aydınlar; işgalcilerin de desteği ile yurdu parçalamak isteyen bir kısım bölücüler ve işgalcilerle işbirliği yapmakta çıkarı olanlar.
Ayrıca bu kimselerin etkisinde olan ve kalan cahil, safdil ve gafil kişiler ile yılgınlar ve kararsızlar da vardı ama bunların çoğu kısa sürede uyanacak, namus ve bağımsızlık bayrağı altında yer alacaklardır.
Sizlere, bu ihanet ve gaflet cephesinden belli başlı kişilerin bazı sözlerini aktarmak istiyorum. Çok gerekmedikçe yorum yapmayacağım. Bu sözlerin arkasındaki sefil anlayışı kavramaya çalışacağınızı umuyorum. Lütfen dikkatle dinleyiniz.

Veliaht ve son Halife Abdülmecit:

Anadolu’daki hareket haince, cahilce ve canavarcadır.’(8.08.1920)
‘(Morning Post adlı İngiliz gazetesine demeci) Bizi kendi tarafınıza çekerek, Türk Halifesinin dini nüfuzunu, İmparatorluğunuz dahilinde sulh ve sükun lehine kazanmakta menfaatiniz vardır.’(2.01.1921)
Halifeliği İngilizlere açıkça peşkeş çekiyor, İngiliz hizmetine vermeyi teklif ediyor. Bu anlayışın daha da koyusunu Vahidettin’de göreceğiz.
‘(Le Galois gazetesine demeci) Müttefikler beş yıl için İzmir’i yirmi beş yıl için Trakya’yı işgal etmeli.’(7.01.1921)

Sadrazam Damat Ferit:

‘(Mr. Hohler’e) Bütün umudumuz Allah’ta ve İngiltere’de.’(5.03.1919)
‘(Amiral de Robeck’e) Programım milli hareketi silahla bastırmaktır.. Aznavur kuvvetleri için silah istiyorum.. Tamamiyle İngilizlere uygun yol izleyeceğiz..’(7.04.1920)
‘(Amiral de Robeck’e) Mustafa Kemal’e karşı Kürtleri birlikte kullanalım.’(28.07.1920)

Sadrazam Tevfik Paşa:

‘(Y. Komiser Amiral Calthorpe’un raporundan) Tevfik Paşa, ‘İngiltere ile gizli bir anlaşmaya varılarak, Osmanlı Devleti’nin kalan ülkesinin birliğinin ve İngiltere’ye bağlılığının sağlanmasını’ istedi.(6.06.1919)
‘(Ankara’ya yollanan A. İzzet Paşa kuruluna verdiği talimat) Ankara Sevres Anlaşmasını kabul etmelidir.’(4.11.1920)
‘(Bakanlar Kurulunda) Anadolu’yu boşaltmaları karşılığında, Trakya(yani Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli) Yunanlılara bırakılabilir.’(19.09.1921)

Sadrazam Salih Paşa:

İngiltere’ye direnip durmak gereksiz ve tehlikelidir.’(20.08.1921)

Hariciye Nazırı Mustafa Şerif Paşa:

‘(İngiliz Ordu Komutanı General Milne’e) Kendim, kabinedeki arkadaşlarım, Sultan ve geniş bir halk kitlesi adına katiyet ve ciddiyetle temin ederim ki umumun arzusu, İngiltere tarafından idare edilmekliğimizdir.’ (16.12.1918)

Adliye Nazırı Ali Rüşti’nin demeci:

‘(Yunan ordusunun 22 Haziran 1920’de Bursa ve Uşak’a doğru harekete geçmesi üzerine) General Paraskevopulos’un ordusu, şimdi sürat ve şiddetleharekata devam eyleyecek olursa, birkaç haftada Ankara surları önünde bulunacaktır. Yunan ordusunun başarısı için dua ediniz! Bu ordu, bizim ordumuzdur.’(12.97.1920)

Hariciye Nazırı Sefa Bey:

‘(İngiliz Y. Komiseri Rumbold’a) Hükümet Ermenilere toprak verilmesini kabul ediyor..!’ (29.01.1921)

Nazır Rıza Tevfik:

Anadolu direnişi bir blöftür. Avrupa medeniyeti Anadolu’yu bu zararlı haşereden temizleyecektir.. Hüküm galibindir.. Medeniyeti temsil eden İngiltere gibi bir devlete itiraz etmek küstahlıktır.’(1920)

(Sürecek)

CENGİZ ÖNAL
Cumhuriyet Neferi

Hiç yorum yok: