19 Eylül 2009 Cumartesi

SINIR ÖTESİ OPERASYONLAR


Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin,
Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.
Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idealini
tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz
sistemli çalışmaların yenilmesi imkânsız
teminatıdır
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


Bir önceki yazımda RTE’nin suni gündem yaratmada sorun yaşamadığı ve becerikli bir ekibe sahip olduğunu yazmıştım. Hatta, yeni bir gündemin sinyalinin verilmeye başlandığı da yazımda yer almıştı…
RTE, bir-kaç gün önce, sözüm ona, muhteşem Demokratik Açılım Projesi konusunda ahkam keserken; Ankara’da kulaktan kulağa dolaşan ve henüz malum medyanın dillendirmediği bir konu daha ortaya çıkmaya başladı.
AKP ve Zihniyeti hükümeti, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sınır ötesi operasyonlar konusunda, yeniden yetki verecek miydi?
TSK, talebini 14 Eylül 2009 günü hükümete iletmişti. Açıklama böyleydi…
Hükümetten, konu hakkında bugüne kadar bir ses duyulabilmiş değil. Nasıl duyulsun ki…?
TSK’nın 17 Ekim 2009 tarihinde dolan sınır ötesi operasyon yetkisinin süresi uzatılsa bir türlü, uzatılmasa bir başka türlü… Sonra, Demokratik Açılım konusunda roller çok iyi oynanmaya başlanmışken; şimdi pişmiş aşa su katmanın gereği var mıydı? Edinilen bilgilere göre; RTE başta olmak üzere, hükümeti kara düşünceler sarmaya başlamış. Ne yapsa, nasıl etse de bu sarmaldan kurtulabilseler…?
Yakın geleceğin gündemi böylelikle ortaya çıkmaya başladı…

***

Hatırlarsanız; Sınır Ötesi Operasyon yapılmasının ilk yetkisi çıkarılmaya çalışıldığında çok bocalamışlar, her gün üç-beş askerimiz kalleşlerin kurşunuyla şehit düşerken; Meclis’in verdiği Yetki, ABD’ye danışılıp, onayı alınmadan TSK’ya kullandırılmamıştı. Tezkere’nin Meclis’ten çıkarılmasının ardından, RTE, ABD’ye resmi bir geziye çıkmış, Başkan Bush’la ikili görüşmede bulunmuş(…ki bu görüşmenin bir kısmının kayıtlara dahi geçirilmedi iddiaları yaygın), hanidir sonra Türkiye’ye dönmüş ve Yetki TSK’ya verilmişti. Yani, Tezkere’nin Meclis’ten alınmasıyla TSK’ya verilmesi arasında, yaklaşık, bir aylık bir süre vardı…

***

Ayrıca, ABD, Irak’ta yapacağını yapmış, Irak’ın kuzeyinde de; adına Bölgesel Yönetim deniliyor olsa bile, Kürdistan Devleti’ni kurmuştu. Önceki yazımda da söylediğim gibi; nankör Barzani’nin bile, Irak’ın kuzeyi için Güney Kürdistan sözünü etmesi boşuna değildi…
Öteden beri bilinen bir başka gerçek ise; bölücü terörün Irak’ın kuzeyinde yuvalanmasını sağlayan ve her türlü ihtiyacını temin eden, hiç kuşku yok ki ABD’dir. Barzani ise sadece ayak işlerini yerine getirmektedir.
Bu gerçeklere karşın; Türkiye’nin de ABD’nin talimatları ve AB’nin istekleri doğrultusunda ve dışarıdan yönetildiğini ve üzerimizde oynanan her türlü oyunun dışarıda tezgahlandığını göz önünde bulundurursak; yapılmaya çalışılanlar daha bir net olarak kendini gösterir…
Aslında, hükümetin anlattıkları, RTE’nin gayretleri, vs hepsi palavra.
Açıkça söylüyorum; olup bitenler bir tertiptir. Yapılanlar ve yapılmak istenenlerin tamamı ABD’nin ve dolaysıyla da AB’nin baskısı ve dayatmasıdır. Çünkü ABD’nin bölgede çıkarları söz konusudur.
Baksanıza, alfabemize Q, W ve X harflerini bile eklemeye kalkışıyorlar. Bunlar amaçlı ve kasıtlı çabalardır. Gerçi geçmişte, aynı zihniyetin Kültür ve Turizm bakanı olan ve her mekanda uyumasıyla tanınan Atilla KOÇ da, Arapça bazı telefuzların iyi yapılabilmesi için alfabeye bazı harflerin eklenmesini dillendirmiş, ama itibar görmemişti…
Muhteremlerin asıl dertleri Laik Cumhuriyet’le hesaplaşmaktır…

***

Türkiye Cumhuriyeti’nin, hiç kimsenin bir karış toprağında gözü olmadığı gibi; kimseye de bir saksı dolusu toprak dahi vermek gibi bir zafiyeti söz konusu değildir.
Lozan’ın imzalanmasıyla(ABD, Lozan Anlaşması’nı halen imzalamamıştır) kendini dünyaya kabul ettiren Türkiye Cumhuriyeti, mevcut sınırları içinde ve Yurtta Sulh Cihanda Sulh şiarıyla, barış içinde yaşamayı amaç edinmiştir. Bunu bozmak isteyenlere, gerekçesi ne olursa olsun, asla müsamaha gösterilmeyecektir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, bölücü terörle yaptığı mücadele, son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar sürdürülmelidir. TSK’nın açıklamaları da bu şekildedir. Bunu engellemeye hiç kimsenin gücü yetmez.
Siyasi iktidar da; bölücü terörün yok edilebilmesi için üzerine düşeni bir an evvel yapmak zorundadır.

***

Bu durumda; RTE’nin işi oldukça zor. Bir yanda ABD baskısı ve AB’nin sınırsız istekleri, bir yanda ise; Türkiye Cumhuriyeti’ni ali menfaatleri.
Yakında, uzaktan kumanda ile yazan ve arkasını sıkınca öten oyuncak ördek yavruları örneği, başı okşandığında konuşmaya başlayan sözde yorumcular döktürmeye başlarlar.
Kraldan çok kralcı geçinen bu zavallılar, bölücü terörün çıkarını okşadıklarını bilmezcesine, Sınır Ötesi Operasyonların gereksizliğini, sivillere zarar verdiğini, askerimizin helak olduğunu vb sıralamaya başlarlar. Güya kamuoyu oluşturacaklar ya…
Sonra da sahneye RTE çıkıp, toplumdaki mevcut eğilimden falan bahsetmeye başlar.
Hal böyle olunca da; Sınır Ötesi Operasyon yetkisinin süresinin uzatılıp uzatılmayacağı büyük önem kazanmaktadır.
Gelişmeleri önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz…
CENGİZ ÖNAL
Cumhuriyet Neferi
www.cengizonal.blogspot.com

Laik Cumhuriyet’in bekası temennilerimle,
Şeker Bayramınızı kutlarım

Hiç yorum yok: