24 Eylül 2008 Çarşamba

MECLİS’TE BİR İLK DAHA!
Birkaç günden buyana medyada CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu ile AKP Genel Başkan Yardımcısı DMM Fırat’ın sözlü sataşmalarını hep birlikte izliyoruz. Sataşmanın seviyesi oldukça düştü. Son olarak, AKP’li DMM Fırat CHP’li K. Kılıçdaroğlu’na ‘Müfteri’ suçlaması yaparken; Kılıçdaroğlu’da Fırat’a ‘Sayın Baron’ diye hitap etti.
Her iki taraf, 25 Eylül 2008 Perşembe günü saat 14.30’da, TBMM çatısı altında ilk kez yapılacağı iddia edilen ve Doğan Medya Grubu’ndan Uğur Dündar’ın yöneteceği açık oturumda karşı karşıya gelecekler. Tartışma canlı olarak da bütün ülkeye yayınlanacak. Birkaç gündür medya bundan bahsediyor.
Kılıçdaroğlu, elinde üç konuya ilişkin suçlama belgelerinin olduğunu iddia ediyor ve Fırat ise bunların asılsız ve söylenenlerin de yalan olduğunu belirtiyor. Perşembe günü hepimiz sonucu görüp, izleyeceğiz…

* * *
Ana muhalefet partisi milletvekili ve aynı zamanda da Grup Başkan Vekili olan K. Kılıçdaroğlu’nun yaptıklarını alkışlamamak mümkün değil. Eğer iddialar gerçek ise; -ki Kılıçdaroğlu öyle olduğunu ısrarla söylüyor- ana muhalefet partisi milletvekili, hatta Türk Ulusu’nun duyarlı bir bireyi olarak mükemmel bir şey yapıyor demektir.
Bunun karşılığında da; iktidar partisi AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı olan DMM Fırat’ın söyleyeceklerine bakacağız. Söyledikleri ne kadar doğruymuş ve de gerçeği ne derece yansıtıyormuş göreceğiz.
* * *
Aslında üzerinde durmak istediğim konu, Meclis çatısı altında ilk kez gerçekleşeceği iddia edilen tartışmadan önce yapılmış ve de yapılmaya devam eden karşılıklı söylem ve sataşmalardaki üslup. Bu nokta toplumun önemli bir kesimi tarafından çok rahatsız edici bulunuyor.
Özellikle son yıllarda, Türk Ulusu’nun politikacılara olan güven duygusunun her gün biraz daha eksildiği açıkça hissediliyor. Hatta bu sokakta bile dile getiriliyor. Ayrıca, AKP ve Zihniyeti’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden bugüne değin uyguladığı Gerilim Politikası da maalesef ortada.
RTE’nin son günlere bağırıp çağırması, iftar davetlerini ve İstanbul’daki ilçe kongrelerini seçim mitingi havasına sokup, ana muhalefet partisi başta olmak üzere; Atatürk Düşünce’yi benimsemiş olanlara yönelik sert ve düşük düzeyli söylemleri, toplumun çekilmiş olduğu gerilim ortamını daha da gerginleştirmekten öteye bir şeye yaramıyor.
Bunlar, öncelikli olarak gençlerimiz üzerinde ve genelde de toplumumuzda siyasetçilere karşı büyük bir antipatiye, dolaysıyla da ülke sorunlarına karşı bir umursamazlığa neden oluyor. Büyük çoğunluğumuzun siyasete ve politikaya olması gereken sempatisini törpülüyor, yok ediyor. Onun için siyasette söylemin dili çok önemli. Toplumsal barışın sağlanması için bu konuda siyasilerimize büyük sorumluluklar düşüyor.
Elbette ki; yolsuzluk, soygun, hırsızlık, devleti hortumlama, talan, vb kimin tarafından yapılmış olursa olsun; mutlaka üzerine gidilmeli ve toplum da bilgilendirilmelidir. Buna hiçbir itirazım yok! Olamaz da!
Ama kullanılan dile ve üsluba çok dikkat etmek gerekir.
* * *
Doğrusunu isterseniz; gerek Yimpaş’ın sahibi Dursu Uyar’ın yargılanması ve AKP Genel Başkan Yardımcıları’ndan Şaban Dişli’nin partideki bütün görevlerinden istifa etmesi, gerekse Deniz Feneri Davası konularındaki gayretlerinden dolayı K. Kılıçdaroğlu’nu kutladığımı bilmenizi isterim. Kişisel kanaatim, AKP ve Zihniyeti mensuplarının bu türden yolsuzluklara bulaşmış olabilecekleri şeklindedir.
Zaten; Dursun Uyar suçlu bulundu ve şu an hapiste. Şaban Dişli de istifa ile suçlamaları kabullenmiş oldu. Deniz Feneri Davası sanıkları ise Alman Mahkemeleri’nce, suçlu bulunarak, cezalandırıldılar. O halde söyleyecek fazla bir şey kalmıyor. Bu nedenle; K. Kılıçdaroğlu’nu takdir etmek duyarlı her vatandaşımızın yapması gerekendir.
AKP Genel Başkan Yardımcısı DMM Fırat’ın gayretleri boşuna. Her ne kadar RTE, Kılıçdaroğlu ve CHP’ye yönelik çıkışlarda bulunup, üstü kapalı, ancak sert ifadelerle Fırat’a destek oluyor görünüyorsa da; bir siyasetçi sorumluluğunu bilerek hareket etmek zorundadır. Desteği kim veriyorsa versin; küfür ve hakaret içeren sözler, özellikle milletvekillerine asla yakışmıyor. Milletvekilleri,Türk Ulusu’nun sorumluluğunu taşıdıklarını unutmamalılar.
* * *
Yarınki tartışma, bana göre, tamamen bir kısır döngü içinde geçecektir. Kılıçdaroğlu belgelerini beyan ettiğinde; göreceksiniz Fırat da başka belgeler öne sürecek ve tartışmadan asla somut bir netice alınamayacaktır. Bir ağız kavgasıdır sürüp gidecek. Yani, Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyacağı belgeler karşısında; Fırat da, ‘Özür dilerim. Bunlar gerçekmiş…’ deyip de tartışmayı sonlandırmayacaktır. Tam aksine, Kılıçdaroğlu da, Fırat’ın belgeleri daha gerçekçi bulunursa özür dilemeyecektir. Henüz bu tartışma adabına ulaşamadık.
Ancak şunu da belirtmeliyim ki; elbette, kamuoyu önünde böylesi açık tartışma ortamları her zaman kabul görür. Görmelidir de. Ancak, Tartışma Adabı’na uyulduğu sürece. Yarın ki tartışmanın adabına uyulmayacağı bugünden belli. Bugüne değin karşılıklı söylenen sözler bunu şimdiden gösterdi. Onun için bu tartışma bir kısır döngüden öteye geçemez.
* * *
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün oturduğu sıralarda bugün kimler oturuyor görüyorsunuz değil mi?
TBMM, bugüne değin nelere şahit oldu, ne badireler atlattı. Özellikle Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında Meclis’in ve Meclis çatısı altında bulunanların durumuyla bugünkülerin ki kıyas dahi kabul etmez. Beni en çok üzen de; maalesef bu!
Çocuklarımıza, gençlerimize yakın tarihimizden, özellikle Cumhuriyet Tarihimizden bahsederken, içimizi bir hüzün kaplıyor olmakla beraber; dedelerimizin çektiklerini ve yaşadıklarını anlatmaya çalışırken gözyaşlarımızın sessiz ancak, mağrur ve şerefle akması en büyük tesellimiz oluyor.
İşte bu tarihin yaşanması ve yazılmasında O Meclis’in çok büyük payı var.
Umuyorum ki; O Meclis altında yapılacak olan yarınki tartışma O’na yaraşır bir tarza olsun! Türk Ulusu da böylece bilgilendirilsin!
CENGİZ ÖNAL ‘TARAKÇIOĞLU’
www.cengizonaltarakcioglu.blogspot.com
cengizonal.tarakcioglu@gmail.com
onalcengiz@gmail.com

Hiç yorum yok: