18 Eylül 2008 Perşembe

TARİHİMİZİN TANIKLARI
GAZİLERİMİZ!

Türk Ulusu bugüne değin çok meşakkatler çekti ve nice sıkıntılar yaşadı. Özellikle Osmanlı döneminde hiç itibar görmüyorken; Mustafa Kemal’in komutası ağırlıklı olarak gerçekleşen Çanakkale Zaferi’nin ardından; Dünya bir kez daha gözünü Anadolu topraklarına ve Türklere çevirdi.
Çünkü, Mehmetçik, Vatanı, Namusu ve Dini İnancı’na olan sarsılmaz bağlılığı sayesinde Çanakkale Ruhu’nu yaratmış ve Mustafa Kemal’in de, adeta altını çizerek belirttiği gibi, bu Ruh sayesinde de; Çanakkale Zaferi’ne ulaşmıştır.
Bu, henüz Ulus olma yüceliğine erişememiş olan Türk Çocukları’na, o dönemdeki dünyanın en güçlü emperyalizm ordularına karşı beş yıl sonra girişecekleri Ulusal Kurtuluş Savaşı için bir tatbikat gibi de gelmiştir… Ancak çok canları şehit vermiş, çok sayıda da Gazilerimiz olmuştur.
* * *
Çanakkale Zaferi’nden sonra, Ulusal Kurtuluş Savaşımız daha bir bilinçle yapılmıştır. Çanakkale Savaşlarında tecrübe edinen genç subaylarımız, daha üst rütbeli komutanlıklar mevkilerine ulaşmışlar, Mehmetçiklerimiz ise; emperyalizme karşı Vatanı için savaşmada önemli tecrübeler edinmişlerdir. Mustafa Kemal’in Tam Bağımsız Türkiye İdeali için başlattığı mücadeledeki kararlılığı ve azmi de en büyük etken olmuştur…
Milli Mücadele yılları içinde ve dolaysıyla da Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında çok canlar yitirmişiz. Gazilerimiz de elbette bir o kadar çok olmuştur.
Bu Gazilerimiz’den birisi olan ve yakında yitirdiğimiz Milli Mücadele Kahramanı ve son Ulusal Kurtuluş Savaşı Gazimiz olan Yakup SATAR dedeyi Eskişehir’de ziyaret edebilme, dolaysıyla tanışma ve ellerinden öpebilme onuruna ulaştım. Tonton, temiz yüzlü ve bilinci de bir o kadar yerinde bir Kahraman Gazimiz’den bahsediyorum.
Uzun uzun konuştuk. O anlattı ben dinledim, ben sordum O anlattı… Saatler sanki saniye hızıyla geçti… Bir müddet sonra da ellerinden öpüp, yanından ayrıldım…
Vefatından önce, Yakup SATAR dedenin kendisinden dinlediklerimi ve daha önceden kızına not ettirdiklerini de toparlayıp, yakınlarının izniyle, yaklaşık iki ay süreyle ULUS Gazetesi’nde yayınladım. Her bölümün yayınlandığı gazeteyi de Yakup SATAR dedeye de ulaştırılmak ve anlatılmak üzere, yakınlarına, bizzat gönderdim…
* * *
Günümüze geldiğimizde; özellikle son 30 yıldır, Türkiye’yi önce bölüp, parçalamak ve sonra da yok etmek amacıyla ABD tarafından beslenip, bütün ihtiyaçları karşılanan ve AB üyesi ülkeler tarafından da himaye gören bölücü terör örgütüne karşı yürütülen Mücadele esnasında 40 bin civarında şehit verdik. Elbette Gazilerimiz de çok oldu.
Gazilerimiz’den, kimisi elini ve/veya kolunu, kimisi ise ayağını ve/veya bacağını yitirdi. Başka şekilde yaralanıp da Gazi olmuş olanlar da yok değil… Elbette var… Hepimiz, her gün belki de sokakta yanından savuşup geçiyoruz. Belki, bu vatandaşlarımızın Gazi olduğunun farkına dahi varamıyoruz. Aslında hata ediyoruz. Zamanla Gazi Derneklerini ziyaret etsek, sorunlarıyla ilgilensek, hasta olanların ziyaretinde bulunsak, ne kaybederiz? Neden bunları yapmıyoruz?
Özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz’in bu konularda çok hassas davrandığını biliyorum. Herhangi bir askerinin çatışmada başına bir hal gelmesi veya yaralanması halinde; bütün imkanlarını seferber ettiği ve sağlığına bir an evvel kavuşabilmesi için gereken ne varsa yaptığı bilinen bir gerçek. Ancak bu yeterli değil… Devletin diğer organ ve kurumları da; Gazilerimiz için, gereken bütün imkanlarını seferber edebilmeliler. Çünkü, çok iyi bilinmeli ki; Onlar bu vatan için canlarını bile bile tehlikeye atan tarihin tanıkları vatandaşlarımızdır. Onlar; her daim ellerinden ve de alınlarından öpülesi Gazilerimiz’dir…
* * *
Bu yazıyı, 19 Eylül gününün özelliği itibariyle kaleme aldım. Hiç kurgulamadan ve tamamen içimden geldiği gibi yazdım.
Günün özelliğine gelince;
Birincisi, Mustafa Kemal’e Gazilik Unvanının 19 Eylül 1921 tarihinde verilmiş olması,
İkincisi ise; bugünün Gaziler Günü olarak kutlanmasıdır.
Elbette ki, yazmayı unuttuğum, dikkatimden kaçan ve değinmediğim hususlar olabilir. Bu konuda da okurların hoşgörüsüne sığınıyorum…Takdir edersiniz ki; ben de bir insanım…Yakup SATAR gibi bir Milli Mücadele Kahramanı ve Ulusal Savaş Gazisi’ni tanıma şerefine erişip, elini öpme onurunu yaşayan ve bugün de hayatta olan Gazilerimiz’in çoğunluğunun içinde bulunduğu sıkıntıyı, bir Gazeteci-Yazar sıfatıyla bilen birisi olarak; Gaziler hakkında bir şeyler yazabilmenin ne denli zor olduğunu, bilmem anlatmama gerek var mı?
Gerek günlük hayatta karşılaştığımız, gerekse yakınlarımızda bulunan Gazilerimiz’e karşı daha duyarlı ve hassas olup, gereken saygıyı her daim göstermek zorundayız. Gazi vatandaşlarımızı senede bir gün hatırlayıp, görev yapıyor edasına bürünmek ayıpların en büyüğü diye düşünüyorum.
Sizi, şehitlerimize ‘Kelle’ diyen Zihniyet yanıltmasın… Bu söz de söyleyenin başka bir ayıbıdır…İktidarlar ve yöneticiler gelip-geçicidirler. Ama Gazilerimiz, Tarihin tanıklığının birer belgesidir… Bu sebeple de; Gazilerimiz’e karşı, Onlar’da acıma hissi uyandıracak davranışlarda asla bulunmamalı ve buna çok dikkat etmeliyiz. Unutulmamalı ki; Onlar, Vatan savunması esnasında, yani bizler için Gazi oldular…
Bu kutsal vazifeyi yaparken Gazi olmuş Vatandaşlarımız; Hak Ettikleri Saygı’yı her daim görmeliler. Bunun, diğerleriyle birlikte, Onların en doğal hakları olduğunu düşünüyorum…
Türk Ulusu, Gazilerimiz’e minnettardır. Ebediyen de minnettar kalacaktır!
Gazilerimiz’i, 19 Eylül Gaziler Günü münasebetiyle bir kez daha saygıyla ve şerefle selamlıyorum…
CENGİZ ÖNAL ‘TARAKÇIOĞLU’
www.cengizonaltarakcioglu.blogspot.com
cengizonal.tarakcioglu@gmail.com
onalcengiz@gmail.com

Hiç yorum yok: