1 Nisan 2008 Salı

NEYİN UZLAŞMASI?

Uzlaşma gayretleri çoğaldı. Ama, üzerinde uzlaşılacak konunun ne olduğunu açık-seçik söyleyen yok… Bir sorun mu var ki uzlaşılsın? Bu soruya cevap veren çıkmıyor. Ha bire uzlaşılsın deniyor. İyi de Neyin Uzlaşması?
RTE, Balkanlar seyahatine çıkarken, Esenboğa’da ayrı, Makedonya’ya vardığında ise ayrı açıklamalarda bulunuyor.
Esenboğa’da; ‘Yargı’ya müdahale edecek gücü olmadığını, söylenenler ve yazılanların aslının olmadığını…’ ifade ediyor ve ‘Gücüm olsa; AKP’nin kapatma davasını engellerdim…’ anlamına gelen sözler söylüyor.
Makedonya’da yaptığı açıklamada ise; ‘AKP’nin kapatılması davasına karşılık gerekli tedbirlerin alınabileceği…’ şeklinde sürdürüyor konuşmasını…
En basit tanımıyla; RTE tarafından yapılan bu açıklamaların, Türk Ulusu’nun içine çekildiği kaos ortamına ve gerilimin artırılmasına neden olduğu açıktır…

SORUN MU VAR?
Uzlaşma, herhangi bir sorun olduğunda; taraflar farklı görüşlerde ısrar ederler ve ortak bir noktada anlaşmak olanaksız hale gelirse; o taktirde, birileri arabulucu olur ya da akil adamlar devreye girer ve tarafları ikna etmeye çalışarak, söz konusu sorun için bulunacak bir ortak noktada anlaşma sağlanır ki; buna da ‘Uzlaşma!’ deriz…
Peki, uzlaşılacak konu nedir?
Bunun cevabını verebilmek bizim açımızdan pek kolay değil. Çünkü, ortada ortak bir noktada buluşulup, anlaşılacak bir konu yok. Var olduğunu savunanlar söylesin, biz de öğrenelim…
Ama toplumun içinde yaşadığı bir gerilim var!
Evet, doğru!
Böyle bir gerilim var. Ama bu gerilim zaten kasıtlı olarak yaratılıp da; Türkiye kaos ortamına bilinçli sokulmadı mı?
Yani diğer bir ifadeyle; RTE ve başında bulunduğu AKP ve Zihniyeti’nin;
-Türban konusundaki anayasa değişikliği dayatması,
-Lozan Anlaşması’nı yokmuş gibi kabul ederek çıkartılan Vakıflar Yasası,
-AKP’nin kapatılması davası karşısındaki agresif ve gerilimi tırmandırıcı tutum ve davranışları,
-Son olarak da; Gazeteciler, Siyasiler ve Bilim Adamları’nın, hukuka yakışmayan bir şekilde gözaltına alınmaları, baskılar ve sindirme gayretleri…

neticesinde; Atatürk İlke ve Devrimleri’ne inanmış ve Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne ve bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’na, özde, bağlı olanların, Tam Bağımsız Türkiye için mücadele etmeleri ve bunun karşısında da ‘Karşı Devrim’ çabası gösterenlerin yarattığı karışıklık, doğal olarak gerilimin odak noktasını oluşturdu.
Şimdi şu soruya cevap bulalım:
Sizce sorun nedir?
Yani, Çağdaş ve Laik Cumhuriyet’e inanmış olanlar, kiminle ve ne için uzlaşacaklar?
Hangi konuda geri adım atılacak?
Geri adım atılacak ise; bunu, Laik Cumhuriyet’e karşı durduklarını her fırsatta söyleyenlerin yapması gerekmez mi?
Böyle bir konuda uzlaşma isteyenlerin; Türkiye Cumhuriyeti’nin Temel Esasları’ndan fedakarlıkta bulunulmasını istediklerinden haberiniz var mı?
CUMHURBAŞKANI’NIN DAVETİ
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli başta olmak üzere muhalefet partilerini Köşk’e davet etti. Davetin içeriğinin, ‘Dış Politika ve Güvenlik’ olduğu medyaya yansıdı. Ancak, herkesin bildiğini biz de saklamayalım: Bu görüşmede, Liderlerin, muhtemelen, malum Gerilim’in Düşürülmesi konusundaki görüşleri öğrenildikten sonra; uygun ve olabildiğince diplomatik bir dille olaya katkıda bulunmaları istenebilecektir. Gerçi bunu hiçbir zaman bilebilme şansımız da olmayacak, olamayacaktır…
Bundan şöyle bir anlam çıkmaktadır:
Yukarıda da değinildiği üzere; olan olup/bitmiştir. Toplum da olabildiğince gerilmiş ve bu da süratli bir şekilde muhtemelen daha tehlikeli boyutlara doğru gitmektedir. Bunu engellemek için, daha doğrusu toplumun tansiyonunu düşürebilmek için hep birlikte gayret gösterilmeli ve muhalefet de buna destek vermelidir… Aslında bir şekilde yapılmış olanların görmezden gelinmesi istenmektedir…

‘HERKES BİR ADIM GERİ ATSIN’
7 Sivil Toplum Kuruluşu, ‘Türkiye İçin Sağduyu’ başlıklı bir çağrıda bulundu. Bu çağrının cesaretlendirdiği TOBB(Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da; ‘Eğer uzlaşma istiyorsak; bu çağrıyla beraber, herkes mevcut pozisyonundan bir adım geri atmalıdır’ diye bir açıklamada bulundu…
Şu garabete bakar mısınız?
Herkesler tutturmuşlar uzlaşma diye… Hiç kimse, AKP ve Zihniyeti’nin yaptığı ve Ülke’nin birlik ve beraberliğini kökten sarsan uygulamaları ağzına dahi almıyor. Malum Zihniyet’in amacının, Dini Esaslara dayalı Devlet’i oluşturmak olduğunu görmüyor, göremiyor. Belki de görmek istemiyor…
Varsa yoksa; Uzlaşma!
Hatta; Anayasa mahkemesi Başkanı bile, ayağının tozuyla yaptığı yazılı açıklamada; ‘Muhalefetiyle, İktidarıyla bir arada yaşamayı öğrenmeliyiz. Tansiyonu yükseltmek kimseye yaramaz’ diye söylemiş…
Haşim Kılıç’ın bu açıklamasının da; ‘Uzlaşılsın!’ diye yorumlamak mümkün…
Diyelim ki; bir uzlaşma söz konusu oldu ve söyleyenlerin ifadesiyle taraflar anlaştı…
Efendiler!
Böyle olması halinde; taraflar dediğiniz kimlerdir, hiç düşündünüz mü?
Eğer, bugünkü gündem çerçevesinde, taraf dediklerinizi tanımlamayı başarabilirseniz; Türkiye Cumhuriyeti’ni Laik Cumhuriyet Yanlıları ve Karşıtları olarak ikiye bölmeyi resmen sağlamış ve bunu tescil etmiş olmuyor musunuz?

HEP BİRLİKTE GEMİDE’YİZ
Zor günler yaşadığımız açık bir gerçek. Yaratılan gerilimin sorumluları RTE ve Hükümet’tir. Yapılmak istenenin de; Atatürk Türkiyesi’nin Ortaçağ karanlığına sürüklenmesinden başka bir anlamı yoktur. Yıllardır defalarca denenmiş olan ‘Karşı Devrim’, bir kez daha denenmeye çalışılmaktadır.
Toplumsal Mutabakat’ı zedeleyenler, bunu daha önceden düşünmeliydiler. Kurum içi ve Kurumlar arası uzlaşmazlık bu denli netleşmişken ve RTE ve hükümeti bu ayrışmayı adeta körüklemişken; bugün Toplumsal Uzlaşma nasıl istenebilmektedir? İstense bile inandırıcı olabilirler mi?
Bütün çabaların boşuna olduğunu bir kez daha yinelemekte yarar var. Türkiye Cumhuriyeti oldukça sağlam temeller ve esaslar üzerine oturtulmuştur. Bu değerlerden taviz verilmek bir yana; bunların herhangi birisinden değil bir adım, bir santim bile geri gidilmesi söz konusu dahi edilemez.
Aklımız başımızda davranmak zorundayız. İçinde bulunduğumuz gemi hepimizindir. Hiç kimse kendine farklı misyonlar çıkarıp, gemiye zarar verebilecek faaliyette bulunmasın. Hele ‘Karşı Devrim’ gibi bir saçmalık asla düşünülmeli…
Toplumsal Barış ve Uzlaşma’ya, dolaysıyla da Toplumsal Mutabakat’a her zaman saygılı olduğumuzu bir kez daha yineletme yarar var. Ancak, malum Zihniyet’in yapmaya çalıştığı saçmalıklar karşısında, Çağdaş ve Laik Cumhuriyet’in Temel Esasları’ndan asla fedakarlıkta bulunamaz. Bulunmayacağız da!
Açık söylemek gerekirse; Gemi’ye verilebilecek en küçük bir zarar; hepimizi maalesef olumsuz yönde etkileyebilecektir…
CENGİZ ÖNAL ‘TARAKÇIOĞLU’
conal@ulusgazetesi.com
cengizonal.tarakcioglu@gmail.com

Hiç yorum yok: